Haksız fiil, hukuka aykırı ve kusurlu davranışla başkasına verilen zararın giderilmesi sorumluluğunu doğurabilir. İçerikte maddi ve manevi tazminat, kusursuz sorumluluk, zamanaşımı süreleri, ispat yükümlülüğü ve tazminat davasında görevli ve yetkili mahkemeler ele alınmaktadır.
Haksız fiil, bir kişinin hukuka aykırı ve kusurlu davranışıyla başka bir kişiye zarar vermesi nedeniyle tazminat sorumluluğunun doğmasına yol açan hukuki durumdur. Türk Borçlar Kanunu'nun 49. maddesine göre kusurlu ve hukuka aykırı fiiliyle başkasına zarar veren kişi, meydana gelen zararı gidermekle yükümlüdür. Kanunda ayrıca kusursuz sorumluluk gerektiren özel durumlar da düzenlenmiştir.
Haksız fiilden kaynaklanan tazminat taleplerinde zararın varlığı, sorumluluğun hukuki dayanağı, kusur, illiyet bağı ve zamanaşımı birlikte değerlendirilir. Genel haksız fiil zamanaşımı süresi, zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenilmesinden itibaren iki yıl, fiilin gerçekleşmesinden itibaren ise on yıldır. Bununla birlikte ceza gerektiren fiiller, özel kanun hükümleri ve zamanaşımının durması veya kesilmesi gibi durumlar süre hesabını değiştirebilir.
Haksız Fiilin Hukuki Tanımı ve Kapsamı
Haksız fiil sorumluluğu, taraflar arasında önceden kurulmuş bir sözleşme bulunmasını gerektirmez. Trafik kazasında başkasının aracına zarar verilmesi, bir kişinin yaralanmasına neden olunması, komşunun malına zarar verilmesi veya kişilik haklarının hukuka aykırı biçimde ihlal edilmesi bu kapsamda değerlendirilebilecek olaylardır.
Hukuki düzenlemenin amacı, zarar görenin uğradığı kaybın sorumluluk ilkeleri çerçevesinde giderilmesidir. Bununla birlikte her olumsuz sonuç kendiliğinden haksız fiil oluşturmaz. Davranışın hukuka aykırılığı, zararla bağlantısı ve ilgili sorumluluk koşulları somut olayda ortaya konulmalıdır.
Haksız fiilin temel dayanağı olan Türk Borçlar Kanunu'nun ilgili hükümlerine Resmî Gazete üzerinden ulaşılabilir. Kanunun 49 ile 76. maddeleri arasında kusur sorumluluğu, tazminat, özel sorumluluk türleri ve zamanaşımı hakkında düzenlemeler yer almaktadır.
Haksız Fiil Sorumluluğunun Şartları Nelerdir?
Genel kusur sorumluluğunda dört temel unsur aranır: hukuka aykırı fiil, zarar, kusur ve uygun illiyet bağı. Bunlardan birinin bulunmaması, özel bir sorumluluk hükmü uygulanmadıkça tazminat talebinin kabulünü engelleyebilir.
Hukuka Aykırı Davranış
Hukuka aykırılık, kişinin hukuk düzenince korunan bir hakkının veya menfaatinin hukuka aykırı biçimde ihlal edilmesidir. Başkasının malına zarar vermek ya da bedensel bütünlüğünü zedelemek buna örnektir. Davranış, aktif bir hareket olabileceği gibi hukuken yerine getirilmesi gereken bir yükümlülüğün ihmal edilmesi şeklinde de gerçekleşebilir.
Her zarar verici davranış hukuka aykırı değildir. Kanunun verdiği yetkinin sınırları içinde hareket edilmesi, hukuken geçerli rıza veya haklı savunma gibi durumlarda hukuka aykırılık ortadan kalkabilir. Ayrıca Türk Borçlar Kanunu'nun 49. maddesi, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar verilmesini de tazminat sorumluluğu kapsamında düzenler.
Zararın Meydana Gelmesi
Tazminat talebinin temelinde giderilmesi gereken bir zarar bulunmalıdır. Zarar, malvarlığındaki eksilme, elde edilmesi beklenen kazançtan yoksun kalma veya kişilik değerlerinin zedelenmesi şeklinde ortaya çıkabilir. Örneğin hasarlı bir aracın onarım gideri doğrudan maddi zarar oluşturabilirken, aracın kullanılamaması nedeniyle oluşan ekonomik kayıp ayrıca incelenebilir.
Zararın kapsamı somut belgelerle belirlenir. Henüz kesinleşmemiş gelecekteki zararlar bakımından ise gerçekleşme ihtimali, hesaplanabilirlik ve ilgili hukuki koşullar önem taşır.
Kusurun Bulunması
Kusur, kişinin davranışının kendisine hukuken yüklenebilmesini ifade eder. Kasten zarar verme veya gerekli dikkat ve özenin gösterilmemesi sonucunda zarara neden olma, kusurun farklı görünümleridir. Hâkim, davranışın gerçekleştiği koşulları ve kişiden beklenen özeni değerlendirir.
Ancak kusur her sorumluluk türünde zorunlu değildir. Kanunun kusursuz sorumluluk öngördüğü durumlarda kişi, kendi kusuru ispatlanmasa bile belirli koşullarla zarardan sorumlu tutulabilir.
Uygun İlliyet Bağı
İlliyet bağı, zarar verici davranış ile meydana gelen zarar arasındaki neden-sonuç ilişkisidir. Tazminat sorumluluğu için zararın ilgili fiille hukuken yeterli bağlantısının bulunması gerekir.
Örneğin bir kişinin ihmali nedeniyle bozulan ekipmandan kaynaklanan doğrudan kayıplar ile olaydan tamamen bağımsız ekonomik zararlar aynı şekilde değerlendirilemez. Mücbir sebep, zarar görenin ağır kusuru veya üçüncü kişinin ağır kusuru gibi durumlar, somut olayın özelliklerine göre uygun illiyet bağını kesebilir.
Haksız Fiil ile Sözleşmeye Aykırılık Arasındaki Fark
Haksız fiil sorumluluğu ile sözleşmeden doğan sorumluluk, tazminat talebinin farklı hukuki dayanaklarıdır. Haksız fiilde önceden kurulmuş bir borç ilişkisi şart değildir. Sözleşmeye aykırılıkta ise mevcut sözleşmeden doğan bir yükümlülüğün hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesi söz konusudur.
Örneğin bir kişinin sokakta başkasının telefonuna zarar vermesi haksız fiil oluşturabilir. Onarım için teslim alınan telefonun sözleşmeye aykırı davranış nedeniyle zarar görmesi ise sözleşmesel sorumluluğu gündeme getirebilir.
Bazı olaylarda her iki sorumluluk sebebi birlikte bulunabilir. Türk Borçlar Kanunu'nun 60. maddesi, zarar gören aksini istemedikçe veya kanunda farklı bir hüküm bulunmadıkça, zarar görene en iyi giderim olanağını sağlayan sorumluluk sebebinin esas alınmasını öngörür. Bu ayrım, ispat yükü ve zamanaşımı bakımından önemlidir.
Haksız Fiilden Doğan Tazminat Türleri
Haksız fiil nedeniyle maddi tazminat, manevi tazminat veya olayın niteliğine göre her ikisi birlikte istenebilir. Tazminatın türü ve kapsamı, zararın hangi hukuki değeri etkilediğine bağlıdır.
Maddi Tazminat
Maddi tazminat, kişinin malvarlığında meydana gelen ve hukuken giderilmesi gereken ekonomik kayıpları karşılamayı amaçlar. Onarım giderleri, değer kaybı, tedavi masrafları, kazanç kaybı ve çalışma gücünün azalmasına bağlı zararlar buna örnek gösterilebilir.
Zararın hesaplanmasında olay öncesindeki ekonomik durum ile olay sonucunda oluşan durum karşılaştırılır. Ancak her gider otomatik olarak tazminata dahil edilmez. Talep edilen kalemin fiille bağlantılı, hukuken karşılanabilir ve somut koşullara göre makul olması gerekir.
Manevi Tazminat
Manevi tazminat, bedensel bütünlüğün veya kişilik haklarının zedelenmesi nedeniyle ortaya çıkan manevi zararın giderilmesini amaçlar. Türk Borçlar Kanunu'nun 56. ve 58. maddeleri bu konuda temel düzenlemeleri içerir.
Bir kişinin haksız biçimde yaralanması veya kişilik hakkının ihlal edilmesi manevi tazminat talebine konu olabilir. Bununla birlikte manevi tazminatın miktarını belirleyen sabit bir ücret tarifesi bulunmaz. Hâkim olayın ağırlığını, ihlalin niteliğini, etkilerini ve ilgili diğer koşulları değerlendirerek uygun bir miktara hükmeder.
Ölüm ve Bedensel Zarar Nedeniyle Tazminat
Haksız fiil sonucunda kişinin bedensel bütünlüğü zarar görmüşse tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücü kaybı ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zararlar talep edilebilir. Bu kalemler Türk Borçlar Kanunu'nun 54. maddesinde düzenlenmiştir.
Ölüm hâlinde ise cenaze giderleri, ölümden önce gerçekleşen belirli zararlar ve ölen kişinin desteğinden yoksun kalanların ekonomik kayıpları gündeme gelebilir. Destekten yoksun kalma tazminatında yalnızca akrabalık ilişkisi değil, destek ilişkisinin varlığı ve ekonomik koşulları da değerlendirilir.

Tazminat Miktarı Nasıl Hesaplanır?
Haksız fiil tazminatı hesaplanırken öncelikle zararın türü ve kapsamı belirlenir. Ardından kusur oranları, illiyet bağı, zarar görenin davranışları ve uygulanabilecek özel kanun hükümleri incelenir. Bedensel zararlarda tıbbi belgeler, gelir bilgileri ve gerektiğinde aktüeryal hesaplamalar önem kazanır.
Türk Borçlar Kanunu'nun 50. maddesine göre zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispatla yükümlüdür. Zarar miktarının tam olarak ispat edilemediği durumlarda hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri dikkate alarak miktarı hakkaniyete uygun biçimde belirleyebilir. Bu yetki, delil sunma yükümlülüğünü tamamen ortadan kaldırmaz.
Zarar görenin olayın meydana gelmesinde veya zararın artmasında etkili davranışları varsa tazminattan indirim yapılabilir. Türk Borçlar Kanunu'nun 52. maddesi kapsamında değerlendirilen bu durum, özellikle karşılıklı kusurun bulunduğu olaylarda önemlidir. Bedensel zarar ve destekten yoksun kalma hesaplarında ayrıca ilgili özel hesaplama kuralları uygulanır.
Birden Fazla Kişinin Sorumluluğu ve Kusursuz Sorumluluk
Aynı zararın meydana gelmesine birden fazla kişi neden olmuşsa müteselsil sorumluluk gündeme gelebilir. Türk Borçlar Kanunu'nun 61. maddesine göre birlikte zarara sebep olan veya aynı zarardan farklı hukuki nedenlerle sorumlu tutulan kişiler hakkında müteselsil sorumluluk hükümleri uygulanır.
Bu durumda zarar gören, koşulların varlığı hâlinde tazminatın tamamını sorumlulardan birinden veya birkaçından talep edebilir. Ödeme yapan kişinin diğer sorumlulara başvurma hakkı ise rücu olarak adlandırılır. Rücu ilişkisinde kusurun ağırlığı ve yaratılan tehlikenin yoğunluğu gibi ölçütler dikkate alınır.
Adam çalıştıranın sorumluluğu, hayvan bulunduranın sorumluluğu, yapı malikinin sorumluluğu ve tehlike sorumluluğu ise özel düzenlemelere dayanır. Bu durumlarda sorumluluk koşulları genel kusur sorumluluğundan farklıdır. Dolayısıyla her olayda yalnızca zarar veren kişinin kusurunu araştırmak yeterli olmayabilir.
Haksız Fiil Zamanaşımı Süresi Kaç Yıldır?
Haksız fiil zamanaşımı, Türk Borçlar Kanunu'nun 72. maddesinde düzenlenmiştir. Genel kurala göre tazminat istemi, zarar görenin hem zararı hem de tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her durumda fiilin işlendiği tarihten itibaren on yıl geçmesiyle zamanaşımına uğrar.
| Zamanaşımı türü | Süre | Başlangıç |
|---|---|---|
| Nispi zamanaşımı | 2 yıl | Zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenilmesi |
| Mutlak zamanaşımı | 10 yıl | Haksız fiilin işlendiği tarih |
| Ceza gerektiren fiil | Uygun koşullarda daha uzun süre | İlgili ceza zamanaşımı düzenlemesine göre |
Bu süreler birlikte değerlendirilir. İki yıllık süre dolmuşsa on yıllık sürenin henüz dolmamış olması, tek başına tazminat istemini korumaz. Özel hükümler ve zamanaşımını etkileyen nedenler ise ayrıca incelenmelidir.
Haksız Fiil Tazminat Zamanaşımı Ne Zaman Başlar?
Haksız fiil tazminat zamanaşımı bakımından iki yıllık sürenin başlangıcı, yalnızca olayın meydana geldiği gün değildir. Zarar gören kişinin hem zararı hem de tazminat yükümlüsünü öğrenmiş olması gerekir. Öğrenme tarihinin belirlenmesinde zararın dava açmaya elverişli ölçüde bilinir hâle gelmesi önemlidir.
Örneğin bir kişinin malına zarar verildiğini hemen fark ettiği fakat sorumlu kişiyi daha sonra öğrendiği olayda iki yıllık sürenin başlangıcı ayrıca değerlendirilir. Buna karşılık on yıllık genel üst süre, kural olarak fiilin gerçekleştiği tarihe bağlanmıştır.
Gelişen bedensel zararlar veya devam eden zararlar bakımından süre hesabı daha karmaşık olabilir. Zararın henüz tamamlanmamış olması ile her gün ayrı ayrı belirlenebilen zararların ortaya çıkması aynı hukuki sonucu doğurmayabilir.
Ceza Gerektiren Fiillerde Daha Uzun Zamanaşımı
Haksız fiil aynı zamanda ceza kanunlarına göre cezayı gerektiren bir davranış niteliğindeyse ve ceza mevzuatı daha uzun bir zamanaşımı öngörüyorsa, Türk Borçlar Kanunu'nun 72. maddesi uyarınca bu uzun süre uygulanabilir.
Ancak her haksız fiil için ceza zamanaşımı uygulanmaz. Öncelikle davranışın cezayı gerektiren bir fiil niteliğinde olup olmadığı ve ilgili ceza zamanaşımı süresi belirlenmelidir. Ceza soruşturmasının bulunması da tek başına her tazminat talebi için aynı süre sonucunu doğurmaz.
Zamanaşımının Durması ve Kesilmesi
Zamanaşımının durması, kanunda belirtilen bir engel bulunduğu sürece sürenin işlememesidir. Kesilmesi ise kanuni koşullarla işlemiş sürenin etkisini kaybetmesi ve yeni sürenin başlamasıdır. Türk Borçlar Kanunu'nun 153 ile 157. maddeleri bu konuları düzenler.
Dava açılması, icra takibi yapılması veya borçlunun borcu ikrar etmesi zamanaşımını kesebilen işlemlerdendir. Buna karşılık sıradan bir ihtarname gönderilmesi ya da taraflar arasında uzlaşma görüşmesi yapılması her durumda zamanaşımını kesmez. Arabuluculuğun süreler üzerindeki etkisi de ilgili özel mevzuat çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Zamanaşımı, borcu kendiliğinden ortadan kaldıran bir hak düşürücü süre değildir. Türk Borçlar Kanunu'nun 161. maddesi gereğince hâkim, zamanaşımını tarafça ileri sürülmedikçe kendiliğinden dikkate alamaz. Bununla birlikte süresi geçmiş bir talebe güvenerek dava açmak ciddi usuli ve ekonomik riskler taşıyabilir.
Haksız Fiil Yetkili Mahkeme ve Görevli Mahkeme
Haksız fiil yetkili mahkeme belirlenirken görev ve yetki kavramları birbirinden ayrılmalıdır. Görev, davaya hangi mahkeme türünün bakacağını; yetki ise davanın hangi yerdeki mahkemede açılabileceğini ifade eder.
Özel bir düzenleme bulunmadığında haksız fiilden doğan maddi ve manevi tazminat davalarında genel görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. Ancak ticari uyuşmazlıklar, iş ilişkileri, tüketici işlemleri veya idarenin sorumluluğuna ilişkin bazı olaylar özel görev ve yargı yolu kurallarına tabi olabilir.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 16. maddesine göre haksız fiilin işlendiği yer, zararın meydana geldiği veya gelme ihtimalinin bulunduğu yer ve zarar görenin yerleşim yeri mahkemeleri de yetkilidir. Ayrıca genel yetki kuralı kapsamında davalının yerleşim yeri mahkemesi gündeme gelebilir. Bu düzenleme Adalet Bakanlığı tarafından yayımlanan mevzuat metninde yer almaktadır.
Örneğin zarar verici davranışın Ankara'da, zararın İstanbul'da gerçekleştiği ve zarar görenin İzmir'de yaşadığı bir olayda birden fazla yer mahkemesi yetkili olabilir. Ancak kesin yetki kuralları veya özel kanun hükümleri bulunuyorsa seçimlik yetki olanakları buna göre değerlendirilir.
Haksız Fiil Tazminat Davası Nasıl Açılır?
Tazminat davasına hazırlanırken zararların ve sorumluluğun sistematik biçimde belirlenmesi gerekir. Dava öncesinde şu adımlar izlenebilir:
- Olayı belgelendirin: Fiilin gerçekleşme tarihini, yerini, olayın oluş biçimini ve ilgili kişileri belirleyin. Mevcut tutanakları ve yazışmaları koruyun.
- Zarar kalemlerini ayırın: Maddi kayıpları ayrı ayrı hesaplayın. Manevi tazminat talep edilecekse buna dayanak oluşturan olayları açıklayın.
- Sorumlu kişileri belirleyin: Doğrudan zarar verenin yanında işveren, işleten veya diğer kanuni sorumluların bulunup bulunmadığını araştırın.
- Zamanaşımını inceleyin: Fiil tarihi ile zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenildiği tarihleri karşılaştırın. Özel süreleri ve kesilme nedenlerini kontrol edin.
- Görevli mahkemeyi belirleyin: Uyuşmazlığın hukuki niteliğine göre mahkeme türünü, yetkili yeri ve varsa dava şartı arabuluculuk yükümlülüğünü değerlendirin.
- Dava dilekçesini hazırlayın: Vakıaları, hukuki sebepleri, delilleri, tazminat kalemlerini, talep edilen faizi ve talep sonucunu usul kurallarına uygun biçimde belirtin.
Dava açılmasıyla yargılama harçları ve gider avansı gibi mali yükümlülükler doğabilir. Bilirkişi incelemesi, keşif ve diğer delil işlemleri ek gider gerektirebilir. Davanın kaybedilmesi hâlinde karşı tarafın yargılama giderleri ve vekâlet ücreti bakımından da sonuçlar ortaya çıkabilir.
Haksız Fiilin İspatı İçin Hangi Deliller Kullanılır?
Haksız fiil davalarında ispat, tazminat sorumluluğunun belirlenmesinde temel rol oynar. Olayın niteliğine göre fotoğraflar, kamera kayıtları, tanık anlatımları, sağlık raporları, kolluk tutanakları, faturalar, yazışmalar ve bilirkişi raporları kullanılabilir.
Delillerin hukuka uygun elde edilmesi gerekir. Ayrıca delilin yalnızca olayın gerçekleştiğini göstermesi her zaman yeterli değildir. Zararın kapsamının ve olayla bağlantısının da ortaya konulması önemlidir.
Örneğin araç hasarına ilişkin fotoğraflar zararın varlığına işaret edebilirken, onarım belgeleri zarar miktarının belirlenmesine yardımcı olur. Bedensel zarar iddialarında ise tıbbi kayıtlar ve çalışma gücüne ilişkin değerlendirmeler belirleyici olabilir.
Tazminat Miktarı Başlangıçta Belirlenemiyorsa Ne Yapılır?
Haksız fiil nedeniyle oluşan zararın miktarı, dava açılacağı sırada her zaman tam olarak hesaplanamayabilir. Özellikle bedensel zarar, sürekli iş göremezlik veya gelecekteki ekonomik kayıp iddialarında bilirkişi incelemesi gerekebilir.
31 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe giren değişiklikle Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davası kaldırılmıştır. Aynı Kanunun 109. maddesine eklenen düzenleme, kısmi davada talep sonucunun tahkikat sona erinceye kadar bir defaya mahsus artırılmasına imkân tanımaktadır. Artırılan kısım bakımından zamanaşımı da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır. Değişiklik, Türkiye Büyük Millet Meclisi kayıtlarındaki 7589 sayılı Kanuna dayanmaktadır.
Değişikliğin yürürlüğünden önce açılmış belirsiz alacak davaları bakımından geçiş hükümleri önem taşır. Yeni açılacak davalarda ise talebin tamamen mi yoksa kısmen mi ileri sürüleceği, alacağın bölünebilirliği ve zamanaşımı etkileri birlikte değerlendirilmelidir.
Ceza Şikâyeti ile Tazminat Davası Arasındaki İlişki
Haksız fiilin aynı zamanda suç oluşturması hâlinde ceza soruşturması ile hukuk davası farklı amaçlara hizmet eder. Ceza yargılaması cezai sorumluluğu incelerken tazminat davası zararın giderilmesine yöneliktir. Bu nedenle suç duyurusunda bulunmak, tazminatın kendiliğinden ödenmesini sağlamaz.
Türk Borçlar Kanunu'nun 74. maddesi uyarınca hukuk hâkimi, ceza hukukunun sorumluluğa ilişkin hükümleriyle ve beraat kararıyla aynı şekilde bağlı değildir. Bununla birlikte ceza dosyasında ortaya konulan maddi olgular ve deliller, hukuk yargılamasında önem taşıyabilir.
Ceza soruşturmasının sonuçlanmasını beklemek her olayda zorunlu değildir. Ayrıca ceza şikâyetinde bulunulması, hukuk davasına ilişkin zamanaşımının mutlaka durduğu veya kesildiği anlamına gelmez.
Haksız Fiil Tazminatında Faiz ve Rücu Hakkı
Tazminat taleplerinde faiz başlangıcı, zararın niteliğine ve uygulanacak sorumluluk hükümlerine göre belirlenir. Haksız fiillerde faiz bakımından kural olarak zarar verici olay tarihi önem taşısa da farklı zarar kalemleri, talebin kapsamı ve özel kanun düzenlemeleri nedeniyle ayrı değerlendirme gerekebilir. Dava dilekçesinde faiz türünün ve başlangıç tarihinin açıkça belirtilmesi önemlidir.
Rücu hakkı ise zararı gideren sorumlunun, belirli koşullarla diğer sorumlulara başvurabilmesidir. Türk Borçlar Kanunu'nun 73. maddesinde rücu istemi için özel zamanaşımı kuralları öngörülmüştür. Genel düzenlemeye göre süre, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten itibaren iki yıl, her durumda tam ödeme tarihinden itibaren on yıldır. Bildirim yükümlülüğü ve özel hükümler süre hesabını etkileyebilir.
Tazminat talebinin doğru değerlendirilmesi için zararın türü, sorumluluğun dayanağı ve uygulanacak zamanaşımı birlikte incelenmelidir. Özellikle eski tarihli olaylarda, birden fazla sorumlunun bulunduğu uyuşmazlıklarda ve gelişen bedensel zararlarda yalnızca olay tarihinden hareketle süre hesabı yapılması hak kaybına yol açabilir.
Hazırlayan: Hakname Editör Ekibi Yayın: 25 Ekim 2026 Nasıl hazırlıyoruz?
Bu sayfa genel bilgi verir, hukuki danışmanlık değildir. Süre, yetkili merci ve harç gibi bilgiler değişebilir; işlem yapmadan önce yürürlükteki mevzuatı ve ilgili kurumu kontrol edin, gerekirse bir avukata danışın.