Tasarrufun iptali davası, borçlunun alacaklıdan mal kaçırma sonucunu doğuran bazı işlemlerinin alacaklı yönünden etkisiz hale getirilmesini sağlar. Yazıda dava şartları, beş yıllık hak düşürücü süre, iyiniyetli üçüncü kişilerin konumu ve ret nedenleri açıklanmaktadır.
Tasarrufun iptali davası, borçlunun haciz veya iflas yoluyla takipten önce yaptığı ve alacaklının tahsil imkânını zayıflatan bazı işlemlerin alacaklı bakımından etkisiz sayılmasını sağlayan bir takip hukuku davasıdır. Dava kabul edildiğinde taşınmazın tapusu kural olarak yeniden borçlu adına geçirilmez. Alacaklı, dava konusu mal borçlunun malvarlığından hiç çıkmamış gibi o mal üzerinde cebri icra yürütme ve alacağını satış bedelinden tahsil etme yetkisi kazanır. Bu nedenle dava, mülkiyetin genel anlamda hükümsüzlüğünü değil, belirli alacaklı lehine nispi bir icra etkisini hedefler.
İcra ve İflas Kanunu'nun 277 ile 284. maddeleri bu davanın temel çerçevesini oluşturur. Mevzuat Bilgi Sistemi üzerinden görülebilen düzenlemede, davayı açabilecek kişiler, iptale tabi işlem grupları, davalılar, yargılama usulü, iadenin kapsamı ve beş yıllık hak düşürücü süre ayrı ayrı düzenlenmiştir. Uygulamada ise kanundaki koşullara ek olarak alacağın gerçek olması, takibin kesinleşmesi ve alacağın iptali istenen tasarruftan önce doğmuş olması gibi ön koşullar da Yargıtay içtihatlarında önem taşır.
Tasarrufun iptali davası ne sağlar?
Bu davanın amacı borçlunun yaptığı satışı, bağışı veya başka bir tasarrufu herkes bakımından ortadan kaldırmak değildir. İptal kararı, davacı alacaklının takip dosyası ve alacak miktarıyla sınırlı bir sonuç doğurur. Örneğin borçlu bir taşınmazını iptale tabi şekilde üçüncü kişiye devretmişse, davacı alacaklı tapu kaydı düzeltilmeden taşınmazı haczettirip sattırabilir. Satış bedelinden kendi alacağı ve ferileri ölçüsünde yararlanır.
Bu ayrım özellikle taşınmaz davalarında önemlidir. Tasarrufun iptali davası klasik tapu iptal ve tescil davası değildir. Tartışmanın merkezi, üçüncü kişinin malik olup olmadığı değil, o malın belirli alacaklı yönünden cebri icraya açık hale gelip gelmeyeceğidir. Mal artık üçüncü kişinin elinde değilse uyuşmazlık bazı durumlarda malın yerine geçen değerin nakden tazminine dönüşebilir.
Muvazaa iddiasından farkı nedir?
Tasarrufun iptali ile Türk Borçlar Kanunu'ndaki muvazaa aynı hukuki yol değildir. İptal davasında borçlunun yaptığı işlem kendi tarafları arasında geçerli kabul edilir, ancak alacaklının cebri icrası bakımından etkisiz hale getirilir. Muvazaada ise görünürdeki işlemin tarafların gerçek iradesini yansıtmadığı ileri sürülür. Bu ayrım aciz belgesi, süre, ispat konusu ve hükmün sonucu bakımından önemlidir. Borçlunun bir malı yakın tarihte devretmiş olması tek başına işlemi muvazaalı yapmadığı gibi, muvazaanın ispatlanamaması da İİK 278, 279 veya 280 koşulları varsa tasarrufun iptali değerlendirmesini kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Dava dilekçesindeki maddi vakıaların ve talebin hangi hukuki korumayı hedeflediği bu nedenle açık kurulmalıdır.
Tasarrufun iptali davası şartları nelerdir?
Tasarrufun iptali davası şartları iki katmanda incelenir. İlk katman, davanın dinlenebilmesi için gerekli takip ve alacak koşullarıdır. İkinci katman ise somut işlemin İİK 278, 279 veya 280 kapsamında iptale tabi olup olmadığıdır. Ön koşullar yoksa mahkeme çoğu durumda işlemin düşük bedelli olup olmadığı veya üçüncü kişinin kötü niyetini tartışmadan davayı sonuçlandırabilir.
Gerçek bir alacak bulunmalıdır
Davacının borçludan gerçekten alacaklı olması gerekir. Sadece şeklen oluşturulmuş bir takip veya gerçekte bulunmayan bir alacak, üçüncü kişinin malvarlığına müdahale için yeterli değildir. Borç ilişkisinin kaynağı sözleşme, kambiyo senedi, haksız fiil veya başka bir hukuki sebep olabilir. Uyuşmazlık çıktığında mahkeme alacağın varlığını ve gerçek doğum tarihini deliller üzerinden inceleyebilir.
Alacak iptali istenen tasarruftan önce doğmuş olmalıdır
Yargıtay uygulamasında alacağın, kural olarak iptali istenen işlemden önce doğmuş olması aranır. Burada yalnız senet üzerindeki tarih veya takip tarihiyle yetinmek her zaman doğru değildir. Ticari ilişkide daha sonra düzenlenen çek veya bono önceki bir temel ilişkiye dayanabilir. Bu nedenle sözleşmeler, faturalar, teslim belgeleri, banka hareketleri ve ticari defterler gerçek borç doğum tarihinin belirlenmesinde önem kazanır.
İcra takibi kesinleşmiş olmalıdır
Haciz yoluyla tasarrufun iptali isteyen alacaklı bakımından borçlu hakkında yürütülen takibin kesinleşmiş olması aranır. Borcun varlığının hâlen takip içinde tartışıldığı veya takibin kesinleşmediği bir dosyada tasarrufun iptali yoluna geçilmesi, davanın takip hukukundaki tamamlayıcı işleviyle bağdaşmaz. İflas halinde ise kanunun iflas idaresi ve belirli koşullarda alacaklılar için öngördüğü ayrı kurallar devreye girer.
Aciz belgesi veya bu nitelikte bir tespit gerekir
İİK 277, haciz yoluyla takipte geçici veya kesin aciz belgesi bulunan alacaklıya dava hakkı tanır. Uygulamada borçlunun haczedilebilir malının borcu karşılamadığını gösteren haciz tutanağı da koşulları varsa geçici aciz belgesi niteliği taşıyabilir. Aciz belgesinin dosyaya sunulma zamanı konusunda içtihatlarda tamamlanabilir dava şartı yaklaşımı görülse de, alacaklının borçlunun aciz halini açık biçimde ortaya koyan takip evrakını dava stratejisinin başında hazırlaması daha güvenlidir.
İptale tabi bir tasarruf bulunmalıdır
Her satış, devir veya ödeme iptal edilmez. İşlemin kanundaki iptal sebeplerinden biriyle ilişkilendirilebilmesi gerekir. İnceleme, işlemin karşılıksız olup olmadığı, ne zaman yapıldığı, borçlunun mali durumu, karşı tarafın bu durumu bilip bilmediği, bedelin gerçek değere yakınlığı, taraflar arasındaki ilişki ve malın daha sonra el değiştirip değiştirmediği gibi unsurlar üzerinden yürür.
Hangi tasarruflar iptale tabi olabilir?
Bağışlamalar ve karşılıksız işlemler
İİK 278, alışılmış hediyeler dışında belirli zaman aralığındaki bağışlamaları ve ivazsız tasarrufları iptale tabi tutar. Madde 25 Aralık 2025 itibarıyla değişmiştir. Güncel metinde geçici veya kesin aciz belgesinin ya da aciz belgesi niteliğindeki haciz tutanağının düzenlendiği veya iflasın açıldığı tarihten önceki bir yıl içinde yapılan bağışlama ve karşılıksız işlemler esas alınır. Değişiklik metni Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yayımlanan 7571 sayılı Kanunda yer alır. Eski kaynaklarda görülen farklı süre ve akrabalık formülleri güncel madde metniyle karıştırılmamalıdır.
Güncel düzenleme bazı yakınlar ve ortak konutta yaşayan kişiler arasındaki tasarrufları, gerçek değerine uygun bir karşılık bulunduğu ispatlanmadıkça bağışlama sayar. Borçlunun verdiği şeye göre çok düşük bir karşılık kabul ettiği sözleşmelerde de kanuni karine gündeme gelir. Ömür boyu gelir, intifa hakkı veya ölünceye kadar bakma gibi işlemlerde uygun karşılığın bulunup bulunmadığı ayrıca değerlendirilir. Bu nedenle yalnız tapudaki satış bedeline bakmak yeterli olmayabilir.
Aciz halinde yapılan bazı işlemler
İİK 279, borcunu ödemeyen borçlunun aciz veya iflastan önceki bir yıl içinde yaptığı belirli işlemleri hedefler. Önceden taahhüt edilmemiş bir teminatın mevcut borç için sonradan verilmesi, para veya alışılmış ödeme araçları dışında ödeme yapılması, vadesi gelmemiş borcun ödenmesi ve kişisel hakları güçlendiren bazı tapu şerhleri bu grupta yer alır. Ancak işlemden yararlanan kişi borçlunun mali durumunu bilmediğini ispatlarsa bu hüküm bakımından dava dinlenmeyebilir.
Alacaklıya zarar verme kastıyla yapılan işlemler
İİK 280 daha geniş bir koruma alanı sağlar. Malvarlığı borçlarına yetmeyen borçlunun alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığı işlem, karşı taraf borçlunun mali durumunu ve zarar verme kastını biliyorsa veya bunu bilmesini gerektiren açık emareler varsa iptal edilebilir. Aynı maddede belirli yakınlık ilişkileri ve ticari işletmenin önemli bölümünün devri bakımından özel karineler de bulunur. Ayrıca bu hükmün uygulanabilmesi için işlemin gerçekleşmesinden itibaren beş yıl içinde borçlu aleyhine haciz veya iflas yoluyla takip yapılmış olması gerekir.

Tasarrufun iptali davası zamanaşımı nasıl hesaplanır?
Aramalarda sık kullanılan tasarrufun iptali davası zamanaşımı ifadesi teknik olarak tam isabetli değildir. İİK 284'teki beş yıllık süre bir zamanaşımı süresi değil, hak düşürücü süre olarak kabul edilir. Süre iptali istenen tasarrufun yapıldığı tarihten başlar. Beş yıl geçtikten sonra dava hakkı düşer ve mahkeme bu durumu taraf ileri sürmese bile kendiliğinden dikkate alabilir.
Hak düşürücü süre ile zamanaşımı arasındaki fark pratikte önemlidir. Zamanaşımında kesilme, durma ve defi gibi kurumlar gündeme gelebilir. İİK 284'teki beş yıllık sürede ise davanın tasarruf tarihinden itibaren süresinde açılmış olması belirleyicidir. Bu nedenle alacaklının yalnız takip dosyasındaki tarihlere değil, iptali istenen satış, bağış, ödeme veya diğer hukuki işlemin kesin tarihine bakması gerekir.
| Kural | Süre | Başlangıç veya referans noktası | Hukuki işlev |
|---|---|---|---|
| İİK 284 | Beş yıl | İptali istenen tasarruf tarihi | Dava hakkına ilişkin hak düşürücü süre |
| İİK 280 | Beş yıl | İşlemin gerçekleştiği tarih | Bu süre içinde haciz veya iflas takibi yapılmış olma koşulu |
| İİK 278 | Bir yıl | Aciz belgesi niteliğindeki belge veya iflas tarihinden geriye doğru | Bağışlama ve ivazsız tasarruflar için özel iptal dönemi |
| İİK 279 | Bir yıl | Haciz aciz veya iflas öncesi dönem | Kanunda sayılan aciz hali tasarrufları için özel dönem |
Bu süreler birbirinin alternatifi değildir. Aynı dosyada hem İİK 284'teki beş yıllık dava süresinin hem de dayanılan özel iptal sebebinin kendi zaman koşulunun ayrı ayrı kontrol edilmesi gerekir. Özellikle 278. madde değiştiği için eski işlem tarihleri bakımından hangi kanun metninin uygulanacağının somut dosyada ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
İyiniyetli üçüncü kişinin hakları nasıl korunur?
Tasarrufun iptali davası iyiniyetli 3 kişi hakları bakımından en kritik nokta, "üçüncü kişi" ifadesinin hangi aşamadaki kişiyi anlattığını belirlemektir. Borçludan malı doğrudan alan kişi ile bu kişiden daha sonra malı devralan sonraki iktisap sahibi aynı hukuki konumda değildir. İİK 282, kötü niyetli sonraki kişilere karşı da dava açılabileceğini ve iyi niyetli üçüncü kişilerin haklarının ihlal edilemeyeceğini açıkça belirtir.
Borçludan doğrudan mal alan kişinin durumu
Borçluyla doğrudan işlem yapan kişi kural olarak davalı tarafta yer alır. Bu kişinin sorumluluğu dayanılan iptal sebebine göre değişir. İİK 278 kapsamındaki karşılıksız veya bağışlama sayılan işlemlerde kanuni karineler belirleyici olabilir. İİK 279'da yararlanan kişinin borçlunun durumunu bilmediğini ispatlaması önem taşır. İİK 280'de ise borçlunun zarar verme kastı ile karşı tarafın bunu bildiği veya bilmesini gerektiren açık emareler üzerinde durulur. Bu nedenle "iyiniyetli olan herkes davadan etkilenmez" şeklinde genel bir kural kurmak hatalıdır.
Malı sonradan devralan kişinin durumu
Borçludan malı alan kişi daha sonra aynı malı başka bir kişiye devretmişse, sonraki devralanın iyi niyeti özel önem kazanır. Sonraki devralan borçlunun mali durumunu ve alacaklıdan mal kaçırma amacını bilmiyor ve olayın özellikleri gereği bilmesi de gerekmiyorsa, kanunun iyi niyet korumasından yararlanabilir. Buna karşılık kötü niyetli sonraki devralan da davalı gösterilebilir. Akrabalık, ticari yakınlık, olağan dışı devir zinciri, çok kısa aralıklarla yapılan satışlar ve fiili kullanımın değişmemesi gibi olgular kötü niyet değerlendirmesinde delil değeri taşıyabilir.
Mal üçüncü kişinin elinden çıkmışsa ne olur?
Dava konusu mal doğrudan devralanın elinden çıkmışsa İİK 283 uyarınca uyuşmazlık malın yerine geçen değere yönelebilir. İlk devralan, elden çıkardığı malın değeri ölçüsünde ve davacının alacağını aşmamak üzere nakden tazminle sorumlu tutulabilir. Sonraki malik kötü niyetliyse davanın ona yöneltilmesi de gündeme gelebilir. Yargıtay, malın dava sırasında veya öncesinde el değiştirdiği dosyalarda alacaklının hukuki talebinin ve yeni malikin durumunun açıklığa kavuşturulmasını arar.
Dava kimlere karşı açılır ve koruma tedbiri istenebilir mi?
İİK 282 uyarınca dava, borçlu ile borçluyla hukuki işlem yapan veya borçlu tarafından kendisine ödeme yapılan kişi ve bunların mirasçılarına yöneltilebilir. Kötü niyetli sonraki devralanlar da davalı olabilir. Yargıtay uygulamasında borçlu ile onunla doğrudan işlem yapan üçüncü kişi arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğu kabul edildiğinden, taraf teşkili yalnız şekli bir ayrıntı değildir. Mal birkaç kez el değiştirmişse her devrin aynı gerekçeyle iptal edilemeyeceği, her devralan yönünden ilgili iptal koşullarının ayrı değerlendirilmesi gerektiği de önem taşır.
İİK 277 ve devamına dayanan tasarrufun iptali davaları şahsi niteliktedir ve uygulamada görevli mahkeme kural olarak asliye hukuk mahkemesidir. Dava konusu bir taşınmaz olsa bile istem taşınmazın aynını doğrudan değiştirmediği için taşınmazın bulunduğu yer kuralının otomatik biçimde kesin yetki yaratacağı varsayılmamalıdır. Yetki, davalıların yerleşim yerleri ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu'ndaki genel ve özel yetki hükümleri çerçevesinde somut dosyaya göre belirlenir.
İİK 281'e göre yargılama basit yargılama usulüyle yürütülür. Alacaklı, dava konusu malın yargılama sırasında yeniden devredilmesi veya cebri icra sonucunun etkisizleşmesi riskine karşı ihtiyati haciz talep edebilir. Hâkim teminat gerekip gerekmediğini ve miktarını olayın özelliklerine göre belirler. Ancak dava, üçüncü kişinin elinden çıkardığı malın yerine geçen değerin tahsiline yönelmişse kanun teminat gösterilmeden ihtiyati haciz kararı verilmesine izin vermez. Bu tedbir, davayı peşinen kazanılmış hale getirmez; yargılama sonuna kadar tahsil imkanını korumaya hizmet eder.
Mahkeme hangi delillere bakar?
Tasarrufun iptali davasında tek bir delil çoğu zaman bütün uyuşmazlığı çözmez. Mahkeme işlemin ekonomik ve kişisel bağlamını birlikte değerlendirir. Kanun da iptal davalarında hâkime olayın hal ve şartlarını serbestçe değerlendirme alanı tanır. Bu nedenle dosya hazırlanırken yalnız tapu kaydına değil, tasarrufun neden yapıldığını ve karşılığın gerçekten ödenip ödenmediğini gösterebilecek bütün belge zincirine odaklanmak gerekir.
- Tapu ve sicil kayıtları: Devir tarihi, resmi satış bedeli, ipotekler, hacizler ve sonraki malik değişiklikleri incelenir.
- Banka hareketleri: Satış bedelinin gerçekten ödenip ödenmediği, ödemenin kimden çıktığı ve paranın tekrar borçlu çevresine dönüp dönmediği araştırılabilir.
- Değer tespiti: İşlem tarihindeki gerçek değer ile kabul edilen karşılık karşılaştırılır. Taşınmaz üzerindeki yükler de ekonomik değerlendirmeyi etkileyebilir.
- Taraf ilişkileri: Akrabalık, ortaklık, iş ilişkisi, aynı adreste faaliyet veya yoğun ticari temas bilgi ve kötü niyet incelemesinde önem taşıyabilir.
- Zamanlama: Devrin borcun muaccel olması, takip tehdidi, ödeme güçlüğü veya haciz girişimleriyle yakınlığı değerlendirilir.
- Fiili kullanım: Mal devredildikten sonra borçlunun kullanmaya devam etmesi, tek başına kesin kanıt olmasa da diğer olgularla birlikte dikkate alınabilir.
Tasarrufun iptali davası reddi ve Yargıtay kararları
Tasarrufun iptali davası reddi Yargıtay kararları incelendiğinde, ret sebeplerinin yalnız "kötü niyet ispatlanamadı" başlığına indirgenemeyeceği görülür. Yargıtay önce davanın dinlenebilme koşullarını, ardından dayanılan iptal sebebinin unsurlarını denetler. Yargıtay Karar Arama üzerinden ulaşılabilen içtihat çizgisinde gerçek alacak, kesinleşmiş takip, alacağın tasarruftan önce doğması, aciz belgesi ve süre kontrolü sürekli tekrar eden inceleme başlıklarıdır.
Yakın tarihli bir örnekte Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 2025/5659 Esas ve 2026/1088 Karar sayılı dosyada tasarruf tarihinden dava tarihine kadar İİK 284'teki beş yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini belirterek işin esasına girilmesini doğru bulmamıştır. Bu yaklaşım, süre kontrolünün düşük bedel, akrabalık veya kötü niyet tartışmasından önce gelebileceğini gösterir.
Ret riski ayrıca alacağın tasarruftan sonra doğduğunun belirlenmesi, takibin kesinleşmemiş olması, aciz koşulunun tamamlanmaması veya somut işlemin 278, 279 ve 280. maddelerdeki iptal sebeplerinden hiçbirini karşılamaması halinde ortaya çıkar. Örneğin satış bedeli ile gerçek değer arasında iptal sonucunu destekleyecek bir oransızlık bulunmaması ve üçüncü kişinin borçlunun mali durumunu bildiğini gösteren başka delilin de bulunmaması, esas yönünden ret sonucuna götürebilir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2025/655 Esas ve 2026/384 Karar sayılı kararında da akrabalığın tek başına otomatik biçimde eski bir kanuni bağışlama karinesine dönüştürülemeyeceği döneme ilişkin uyuşmazlık incelenmiş, buna karşılık İİK 280 kapsamında borçlunun mali durumu ile zarar verme kastının karşı tarafça bilinip bilinmediğinin ayrıca değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Bu karar, bir iptal sebebinin uygulanamamasının başka bir hukuki sebebin unsurlarını incelemeyi gereksiz hale getirmediğini gösterir. Güncel 278. madde ise 2025 sonunda yeniden düzenlendiğinden, yeni metinle eski içtihatların hangi olaylara uygulanabileceği dikkatle ayrılmalıdır.
Dava açmadan önce hangi kontroller yapılmalıdır?
Dosyanın sağlıklı değerlendirilmesi için önce kronoloji çıkarılmalıdır. Alacağın gerçek doğum tarihi, takip tarihi, takibin kesinleşme tarihi, aciz belgesi veya bu nitelikteki haciz tutanağının tarihi, iptali istenen her tasarrufun tarihi ve varsa sonraki devirler aynı çizelgede karşılaştırılmalıdır. Beş yıllık hak düşürücü sürenin son günü ayrıca hesaplanmalı, 278 ve 279. maddelerdeki bir yıllık özel dönemlerle karıştırılmamalıdır.
- Takibe konu alacağın dayanağını ve gerçek doğum tarihini belgeleyin.
- İcra takibinin kesinleşme durumunu ve dosyadaki itirazları kontrol edin.
- Geçici veya kesin aciz belgesini ya da bu nitelikteki haciz tutanağını tespit edin.
- Her tasarruf için işlem tarihini, gerçek değeri, ödenen karşılığı ve ödeme kanalını belirleyin.
- Malın sonraki kişilere devredilip devredilmediğini güncel sicil kayıtlarından kontrol edin.
- Her devralan bakımından iyi niyet veya kötü niyet değerlendirmesine yarayacak somut olguları ayırın.
- İİK 278, 279 ve 280'den hangisinin somut vakıaya uygulanabileceğini ayrı ayrı test edin.
- İİK 284'teki beş yıllık hak düşürücü sürenin dolup dolmadığını tasarruf bazında hesaplayın.
Tasarrufun iptali davasında en kritik hata, "mal borçtan sonra devredilmişse dava mutlaka kazanılır" varsayımıdır. Devir tarihi yalnız başlangıç noktalarından biridir. Alacağın gerçekliği, takip durumu, aciz, iptal sebebi, karşı tarafın hukuki konumu, sonraki devirler ve süre birlikte değerlendirilir. Özellikle 2025 sonunda değişen İİK 278 nedeniyle eski bilgi kaynaklarıyla güncel metin arasında fark bulunabileceğinden, dava tarihi ve tasarruf tarihi esas alınarak yürürlükteki düzenleme ile uygulanabilir içtihat birlikte kontrol edilmelidir.
Hazırlayan: Hakname Editör Ekibi Yayın: 21 Ekim 2026 Nasıl hazırlıyoruz?
Bu sayfa genel bilgi verir, hukuki danışmanlık değildir. Süre, yetkili merci ve harç gibi bilgiler değişebilir; işlem yapmadan önce yürürlükteki mevzuatı ve ilgili kurumu kontrol edin, gerekirse bir avukata danışın.